TMK 236 Kapsamında Artık Değere Katılma ve Kusurun Etkisi

TMK 236 KAPSAMINDA ARTIK DEĞERE KATILMA VE KUSURUN ETKİSİ

İÇİNDEKİLER

  1. Bir Boşanma Sebebi Olarak Aldatma (Zina)
  2. Hayata Kast Boşanma Sebebi
  3. Mutlak Boşanma Sebepleri
  4. Artık Değere Katılma Kavramı
  5. TMK 236’nın Uygulaması ve Kusurun Etkisi
  6. Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme

1. Bir Boşanma Sebebi Olarak Aldatma (Zina)

Aldatma (Zina), Türk Medeni Kanunu’nda özel ve mutlak boşanma sebeplerinden biri olarak düzenlenmiştir. Eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken karşı cinsten bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesi zina olarak kabul edilir. Bu davranış, evlilik birliğinin temelini oluşturan sadakat yükümlülüğünün ağır ihlalidir.

Zinanın varlığı halinde hâkim, evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediğini ayrıca incelemez. Fiilin ispatı yeterlidir. Ancak bu noktada önemli olan husus, zinanın somut ve inandırıcı delillerle ispat edilmesidir. Yargıtay uygulamasında doğrudan cinsel ilişkinin ispatı zor olduğundan, güçlü emareler ve karineler de yeterli kabul edilebilmektedir.

Zinanın en önemli sonuçlarından biri de mal rejimi tasfiyesinde ortaya çıkar. TMK 236 kapsamında, zina nedeniyle boşanma halinde kusurlu eşin artık değerden alacağı payın azaltılması veya tamamen kaldırılması mümkündür. Bu yönüyle zina, yalnızca boşanma sebebi değil, aynı zamanda ekonomik sonuç doğuran bir fiildir. Aldatma (Zina) boşanma sebebi hakkındaki Aldatma Boşanma Sebebi Nasıl İspatlanır? başlıklı detaylı makaleye BURADAN ulaşabilirsiniz.


2. Hayata Kast Boşanma Sebebi

Hayata kast, Türk Medeni Kanunu’nda özel ve mutlak boşanma sebeplerinden biri olarak düzenlenmiştir. Eşlerden birinin diğer eşin yaşamına yönelik ağır ve doğrudan bir saldırıda bulunması bu kapsamda değerlendirilir.

Hayata kast, yalnızca fiilen öldürme girişimiyle sınırlı değildir. Eşin yaşamını tehlikeye sokacak nitelikteki davranışlar da bu kapsamda kabul edilir. Örneğin:

  • Eşi öldürmeye teşebbüs etmek
  • Ölümle sonuçlanabilecek ciddi saldırılarda bulunmak
  • Yaşamı tehlikeye atan ağır şiddet uygulamak

Bu tür fiiller, evlilik birliğinin temelini oluşturan güven ve bağlılık ilişkisini tamamen ortadan kaldırır.

Hayata kast, mutlak boşanma sebebi olduğu için ispatlandığı takdirde hâkim boşanmaya karar vermek zorundadır. Ayrıca bu durum, yalnızca boşanma sonucunu doğurmakla kalmaz; mal rejimi tasfiyesinde de önemli etkiler yaratır.

Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesi uyarınca, hayata kast nedeniyle boşanma halinde hâkim, kusurlu eşin artık değere katılma alacağını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.

Bu yönüyle hayata kast hem kişisel hem de ekonomik sonuçlar doğuran en ağır ihlallerden biri olarak kabul edilmektedir.

Hayata kast boşanma sebebi hakkındaki Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Sebebiyle Boşanma Davası başlıklı detaylı makaleye BURADAN ulaşabilirsiniz.

 


3. Mutlak Boşanma Sebepleri

Mutlak boşanma sebepleri, varlığı ispatlandığında hâkimin boşanmaya karar vermek zorunda olduğu durumlardır. Bu sebepler, evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığına dair ayrıca bir değerlendirme yapılmasını gerektirmez.

Türk Medeni Kanunu’nda mutlak boşanma sebepleri arasında özellikle şu haller öne çıkar:

  • Zina
  • Hayata kast
  • Pek kötü veya onur kırıcı davranış

Bu sebeplerin ortak özelliği, evlilik birliğinin temel değerlerine doğrudan saldırı niteliği taşımalarıdır.

Ancak TMK 236 bakımından bu sebepler arasında bir ayrım yapılmıştır. Kanun koyucu, yalnızca zina ve hayata kast hallerinde artık değerden payın azaltılması veya kaldırılması imkânını tanımıştır. Bu durum, mal rejimi tasfiyesinde kusurun her zaman aynı sonucu doğurmadığını göstermektedir.


4. Artık Değere Katılma Kavramı

Edinilmiş mallara katılma rejimi, Türk hukukunda yasal mal rejimidir. 01.01.2002 tarihindenn sonra başlayan evlilik birliklerinde bu mal rejimi yasal olarak geçerlidir. Eşler bu mal rejimini halk arasındaki adıyla evlilik sözleşmesi hukuki adıyla mal rejimi sözleşmesi ile mal ayrılığı gibi farklı rejimleri tercih edebilirler. Evlilik sözleşmesi(Mal rejimi sözleşmesi) hakkındaki detaylı makaleye BURADAN ulaşabilirsiniz. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, evlilik süresince edinilen mallar tasfiye edilirken eşler arasında bir denkleştirme yapılır.

Artık değer, bir eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçların çıkarılmasıyla elde edilen değerdir.

Bu sistemde temel prensip şudur:
Her eş, diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibidir.

Bu hak bir ayni hak değil, alacak hakkıdır. Yani eş, diğer eşin malının doğrudan ortağı olmaz; yalnızca parasal karşılığını talep eder.

Bu düzenleme, evlilik içinde ekonomik katkısı daha az olan eşin korunmasını amaçlar. Özellikle ev içi emeğin karşılığının dolaylı olarak tanınmasını sağlar.


5. TMK 236’nın Uygulaması ve Kusurun Etkisi

TMK 236’nın birinci fıkrası, eşlerin karşılıklı olarak artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olduğunu düzenler. Bu alacaklar takas edilir ve kalan miktar ödenir.

Ancak ikinci fıkra, bu genel kurala önemli bir istisna getirir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma halinde hâkim, kusurlu eşin payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir.

Burada hâkimin takdir yetkisi vardır. Bu yetki kullanılırken şu kriterler dikkate alınır:

  • Kusurun ağırlığı
  • Evliliğin süresi
  • Tarafların ekonomik durumları
  • Olayın özellikleri

Bu düzenleme, mal rejimi tasfiyesini salt matematiksel bir hesap olmaktan çıkararak, hakkaniyet temelli bir değerlendirme alanına dönüştürür.


6. Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme

Yargıtay kararları, TMK 236’nın uygulamasında yol gösterici niteliktedir. Aşağıda konuya ilişkin önemli karar örnekleri yer almaktadır:

“8. Hukuk Dairesi         2016/15105 E.  ,  2018/18680 K.


  • "İçtihat Metni"
  •  

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
 


Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın redine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine duruşma istemi gider olmadığından reddedilmiş olmakla, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.


KARAR

Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde davalı adına edinilen taşınmaz nedeni ile 1.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiş, 09.06.2016 tarihli dilekçesi ile talep miktarını 23.930,61 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının müşterek çocuklarını binadan aşağı atarak öldürdüğü, TMK'nin 236/2 maddesindeki hayata kast teriminin müşterek çocuğa yapılan eylemi de kapsayacağı gerekçesiyle, katılma alacağının tamamının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Hakim, zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir (TMK mad. 236/2). Hayata kast nedeni ile boşanma sebebi kanunda, eşlerden birinin diğeri tarafından hayatına kastedilmesi halinde boşanma davası açabileceği şeklinde düzenlenmiştir (TMK mad. 162/1).
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Mahkemece, TMK'nin 236/2 maddesindeki hayata kast teriminin müşterek çocuğa yapılan eylemi de kapsayacağından katılma alacağının tamamının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş ise de; tarafların eşit kusurlu kabul edilerek TMK'nin 166/1 gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması nedeni ile boşanmalarına karar verildiği anlaşılmaktadır. TMK'nin 236/2. maddesi, her şeyden önce boşanmanın TMK'nin 162/1 maddesi gereğince gerçekleşmesi ve hayata kast eyleminin eşlerden biri tarafından diğer eşe karşı yapılması halinde uygulanabilecektir. O halde, mahkemece usul ve yasaya uygun bulunan 17.05.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre artık değere katılma alacağına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde usul ve yasaya aykırı olarak karar verilmesi hatalı olmuş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle 6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.11.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

Bu yargıtay kararı karararama.yargitay.gov.tr adresinden alınmıştır.


Yukarıdaki Yargıtay Kararının değerlendirilmesi

Kararın Özeti

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, boşanma sonrası artık değere katılma alacağı talebine ilişkindir. Davacı eş, evlilik birliği içinde davalı adına edinilen taşınmaz nedeniyle alacak talebinde bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi, davacının müşterek çocuğunu öldürmesi nedeniyle bu eylemi “hayata kast” kapsamında değerlendirmiş ve TMK 236/2 uyarınca katılma alacağının tamamen kaldırılmasına karar vermiştir.

Ancak karar, temyiz üzerine Yargıtay tarafından incelenmiştir.


Yargıtay’ın Değerlendirmesi

Yargıtay, somut olayda önemli bir hukuki ayrım yapmıştır:

  • TMK 236/2 kapsamında artık değere katılma alacağının kaldırılabilmesi için
    boşanmanın hayata kast (TMK 162) sebebine dayanması gerekir
  • Ayrıca hayata kast fiilinin
    eşlerin birine karşı işlemiş olması şarttır

Somut olayda:

  • Boşanma, TMK 166/1 (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) sebebiyle gerçekleşmiştir
  • Hayata kast fiili ise eşe değil, müşterek çocuğa karşı işlenmiştir

Bu nedenle Yargıtay şu sonuca varmıştır:

  • TMK 236/2 uygulanamaz
  • Katılma alacağının tamamen kaldırılması hukuka aykırıdır

Ve yerel mahkeme kararı bozulmuştur.


 Karardan Çıkan Hukuki Sonuç

Bu karar açıkça şunu ortaya koymaktadır:

  • Hayata kast kavramı geniş yorumlanamaz
  • TMK 236/2’nin uygulanabilmesi için:
    • Boşanma sebebi TMK 162 olmalı
    • Fiil eşe karşı işlenmiş olmalı

Aksi halde, ağır bir kusur söz konusu olsa bile, artık değere katılma alacağı tamamen ortadan kaldırılamaz.


Hukuki Değerlendirme

Bu karar, uygulamada sık yapılan bir hatayı net şekilde ortaya koymaktadır:
- Her ağır kusurun, mal paylaşımında hak kaybına yol açacağı düşüncesi yanlıştır.

Kanun koyucu bilinçli olarak sınır çizmiştir.
Her ne kadar somut olayda son derece ağır bir fiil söz konusu olsa da, bu fiilin eşe yönelmemiş olması nedeniyle TMK 236/2 uygulanmamıştır.

Bu durum bize şunu gösterir:

  • Mal rejimi tasfiyesi duygusal değil, teknik bir alandır
  • Kusurun varlığı tek başına yeterli değildir
  • Hangi maddeye dayandığı belirleyicidir

Bu Karar Neden Önemli?

  • TMK 236’nın dar yorumlanması gerektiğini gösterir
  • “Hayata kast” kavramının sınırlarını çizer
  • Uygulamada yapılan geniş yorumları sınırlar
  • Avukatlar için ciddi bir argüman kaynağıdır

 


“8. Hukuk Dairesi         2019/552 E.  ,  2019/3464 K.


  • "İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.


KARAR
Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde edinilen … ada … parselde kayıtlı taşınmazın, edinilmiş mallara katılma rejimine göre 1/2 değerinin davalıdan tahsilini talep etmiş, dava değerini 10.000 TL olarak göstermiştir.
Davalı ... vekili, davalının davaya konu evi çalışarak elde ettiği kazançla aldığını, davacının davalıyı aldattığını, başka erkeklerle birlikte, davalının Ziraat Bankası hesabındaki 10.xxx,xx TL'yi davalı adına sahte kimlik çıkarmak suretiyle çektiğini, boşanmalarının davacının aldatması ve davalıyı dolandırması sebebiyle gerçekleştiğini açıklayarak, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad.229) ve denkleştirmeden (TMK mad.230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK mad.219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad.231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad.236/1). Katılma alacağı, Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur.
Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır (TMK mad.227/1, 228/1, 232 ve 235/1). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.
Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad.222).
Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.
Somut olaya gelince; eşler, 20.07.1989 tarihinde evlenmiş, 11.07.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu taşınmaz, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 15.08.2003 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179).
Mahkemece, TMK'nin 236/2 maddesine göre zina ve hayata kast nedeniyle boşanma halinde hakimin kusurlu eşin katılma alacağının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebileceği hükmüne dayanarak davacının, davalıyı dolandırması sebebiyle ceza davası olduğu, evlilik birliği içinde sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, iyi niyetle hareket etmediği, bu nedenle davacının dava konusu edilen taşınmazda herhangi bir katılma alacağını hak etmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmişse de, verilen karar kanuna ve Dairenin ilke ve uygulamalarına uygun bir karar değildir. Uşak 1. Aile Mahkemesinin 2007/523 E. 2010/953 K. sayılı dosyasında, kadının kusurlu davranışları nedeniyle TMK'nin 166/1-2 maddesine göre tarafların boşanmalarına karar verildiği, TMK'nin 236/2 maddesinin uygulama alanı bulabilmesi için, boşanma davasına bakan mahkeme tarafından, tarafların TMK'nin 161. maddesi gereğince zina nedeniyle veya TMK'nin 162 maddesi gereği hayata kast nedeniyle boşanmalarına karar verilmiş olması gerektiği, dikkate alındığında, somut olayda, tarafların evlilik birliğinin zina veya hayata kast boşanma sebebine göre sona ermemesi karşısında, TMK'nin 236/2 maddesinin uygulanamayacağı gözetilerek, yukarıda bahsedilen Dairenin ilke ve uygulamaları doğrultusunda davacı lehine katılma alacağına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 01.04.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

Bu yargıtay kararı karararama.yargitay.gov.tr adresinden alınmıştır.

Yukarıdaki Yargıtay Kararının değerlendirilmesi

Kararın Özeti

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, boşanma sonrası artık değere katılma alacağı talebine ilişkindir. Davacı eş, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazın yarı değerini talep etmiştir.

Davalı taraf ise davacının:

  • Sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını
  • Aldatma ve dolandırıcılık fiillerinde bulunduğunu

ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, davacının kusurlu davranışlarını dikkate alarak TMK 236/2 kapsamında katılma alacağının tamamen kaldırılmasına karar vermiştir.


Yargıtay’ın Değerlendirmesi

Yargıtay bu noktada çok net bir hukuki sınır çizmiştir:

 TMK 236/2’nin uygulanabilmesi için

  • Boşanmanın aldatma (zina) (TMK 161)
    veya
  • hayata kast (TMK 162)
    sebebine dayanması gerekir

Somut olayda ise:

  • Boşanma, TMK 166/1 (evlilik birliğinin sarsılması) nedeniyle gerçekleşmiştir

Bu nedenle Yargıtay şu sonuca ulaşmıştır:

  • Kusur ağır olsa bile
  • Boşanma sebebi zina veya hayata kast değilse
  • TMK 236/2 uygulanamaz

Ve yerel mahkemenin kararı bozulmuştur.


Karardan Çıkan Hukuki Sonuç

Bu karar açıkça şunu ortaya koymaktadır:

  • Her kusurlu davranış, katılma alacağını ortadan kaldırmaz
  • Aldatma, kötü niyet veya hatta ceza davasına konu fiiller
    tek başına yeterli değildir

TMK 236/2’nin uygulanması için:
Boşanma sebebi özel olarak aldatma (zina) veya hayata kast olmalıdır


Hukuki Değerlendirme

Bu karar, uygulamada çok sık yapılan bir hatayı net şekilde düzeltmektedir:

“Ağır kusur varsa mal paylaşımı olmaz” düşüncesi yanlıştır.

Oysa sistem şunu söylüyor:

  • Mal rejimi tasfiyesi kusurdan bağımsızdır (kural olarak)
  • İstisna çok sınırlıdır

Yani:

  • Aldatma var → otomatik hak kaybı yok
  • Kötü niyet var → otomatik hak kaybı yok
  • Dolandırıcılık iddiası var → yine yetmez

Ancak:
Boşanma zina veya hayata kast nedeniyle gerçekleşmişse
işte o zaman TMK 236/2 devreye girer.


Bu Karar Neden Önemli?

  • TMK 236/2’nin istisnai olduğunu netleştirir
  • Kusur ile mal paylaşımı arasındaki bağı sınırlar
  • Uygulamadaki “geniş yorum” hatalarını engeller
  • Davalarda güçlü bir savunma ve itiraz argümanı sağlar

 

SONUÇ

TMK 236, edinilmiş mallara katılma rejiminin temelini oluşturan bir düzenleme olmakla birlikte, aynı zamanda evlilik birliğinin etik boyutunu da yansıtır. Kanun koyucu, genel kural olarak eşit paylaşımı benimsemiş; ancak zina ve hayata kast gibi ağır ihlallerde bu dengeyi bozarak kusurlu eşin payını sınırlandırma yoluna gitmiştir.

Yargıtay uygulaması da bu yaklaşımı desteklemekte ve her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Sonuç olarak, artık değere katılma alacağı yalnızca teknik bir hesaplama meselesi değil; aynı zamanda hakkaniyet, kusur ve evlilik birliğinin temel değerleriyle doğrudan bağlantılı bir hukuki kurumdur.

Boşanma süreci ve mal rejiminin tasfiyesi, özellikle artık değere katılma alacağı gibi teknik konularda ciddi hak kayıplarına yol açabilecek niteliktedir. Zina veya ağır kusur halleri söz konusu olduğunda ise süreç daha da karmaşık hale gelmektedir.

Bu kapsamda, haklarınızın doğru şekilde belirlenmesi ve korunması için sürecin Aile Hukukunda tecrübeli bir hukukçu tarafından yürütülmesi büyük önem taşır.

Artık değere katılma alacağı, mal paylaşımı ve boşanma sürecine ilişkin her türlü hukuki destek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Whatsapp

WHATSAPP
Hemen Ara